Türkiyede Atletizmi Başarılı Buluyormusunuz


Yönetimden Mektup

Atletizm, Güreş gibi, İnsan toplulukları içerisinde gelişen en eski organize spor hareketlerinden biridir. En uzak tarihlerden beri, insanlar, kurallar çerçevesinde karşılaşarak, varoluştaki ezeli  rakibe - yani yer çekimine - karşı koyma becerilerini kanıtlamak istemişlerdir. Atletlerin oldum olası nihai amacı , insanı saran duvarları hep  geriletmek olmuştur. Daha uzak, Daha güçlü, Daha yüksek….    Bu mutlak arayış sayesinde, gayret, sebat, temiz hayat, sağlık, ama aynı zamanda insan bedeninin estetiği Atletizmin taşıdığı sosyal değerleri oluşturmuştur.  Sürekli  ‘daha iyi’ nin arayışı ve bunun elde edilmesi için ödenen bedel, Atletlerin birbirine duyduğu saygının temelinde yatan olgudur. ‘Rakibe  saygı’ nın yok olmaya yüz tuttuğu  günümüz toplumları içerisinde, bu güçlü değer,  uygulamada ne mutlu ki   bir sportif gerçek olarak henüz görülebilmektedir.

Bir sporun, onu barındıran toplumun kültüründe  kök salması, bir ölçüde,  yetiştirdiği şampiyonlar  eliyle gerçekleştiği  yadsınamaz.  Ağırlıklı olarak, Şampiyonların başarı öyküleridir ki, yaygınlık kazandıkça, çocuk ve yetişkinlerde o sporu yapma arzusunu körükler.

Ne var ki, vazgeçilmez  de olsa, sırf bu bileşkenin varlığı yeterli olmamaktadır. Bir sporun toplum içinde kültürel bir olay durumuna gelmesinin tek yolu o Sporun kalabalıklar tarafından  fiilen yapılmasıdır.

Konu ettiğimiz Spora gelince, toplumsal boyutuna yeniden  kavuşması için  Atletizm’İn mutlaka kendi içeriğini gözden geçirerek herkesin ulaşabileceği nitelikler kazanması, böylece kapılarını sürekli  açık tutabilmesi gerekmektedir.  Sağlık,  çaba harcamanın  hazzı , rakibe saygı  gibi müstesna değerlerin taşıyıcısı olan Atletizm, günümüz  şartlarının yarattığı ihtiyaçları, özünü koruyarak, karşılamak durumundadır.  Özellikle geleceğini teşkil eden çocuk ve genç tabanına titiz bir dikkat ve özen göstermek zorundadır.

Bugün,  Toplum Değerleri süratli bir değişim ve gelişim içindedir.  Yıllar önce fiziksel açıdan zor olan meslekler, icra edenleri  için  övünme vesilesi olurdu;  bugün ise yükselen değer, bedensel açıdan yormayan, (azıcık stresli olsa da mahzur yok ama hele hele fiziksel çaba gerektirmeyecek!) işlerdir.

Bu son 20 yıl içinde fiziksel özellikler alanında olsun , motorsal özellikler alanında  olsun, gelişmiş ülkelerin çocuklarında gözlenen genel güç kaybı, yapılan tüm araştırmalarda vurgulanmaktadır.  Çocukların fiziksel potansiyelindeki bu önemli erime, sırf küçüklerin gündelik hayatlarının gerektirdiği  bedensel hareketliliğin çok aşırı ölçüde azalmış olmasından kaynaklanmakta.    Ayrı ayrı birçok ülkede yapılmış araştırmalar, özellikle 10-13 yaş dilimindeki çocukların haftalık hareket hacmindeki bariz düşüşün  bu çocukları mukavemet, kuvvet ve sürat kabiliyeti açısından asgarî seviyenin çok altındaki bir çizgiye getirdiği hususunda birleşmekte. Gelişmiş ülkelerde hal böyle iken, gelişmekte olanlarda, kentli nüfusa bakıldığında fiziksel açıdan durumun, biraz daha yavaş olmakla beraber giderek aynı istikamette yol aldığı görülüyor.  Değerler bakımından ise tüketim toplumu  modeli içinde her iki grubun birbirine benzerliği çarpıcıdır.   Emek, gayret, sabır, rakibe saygı artık pek rağbet görmeyen özelliklerdir;  çocuklar (hatta bazen yetişkinler de) herşeyin, hemen - ve tercihli olarak  zahmet etmeden - olmasını  istiyorlar.
Okullar, bu duruma ayak uydurarak  fiziksel yetiler açısından daha mütevazı becerilerle yetinen faaliyetlere, özellikle takım oyunlarına  yönelmişlerdir.

Kimi sportif faaliyetler, o sporu yapanlarda bazı çarpıtılmış algılamalara yol açabilmektedir. Hatta kendi ayarında bir veya birkaç rakibe karşı, grupla  birlikte yapılan  veya bire bir  mücadele biçiminde cereyan eden sporların, elde edilecek sonuçların göreceliğinden dolayı, dinamizm aşılayan bir yönü de vardır.

Kesin  zaman ve mesafe ölçümlerinin   Sporu olan Atletizm ise bu tür çarpıtmalara meydan vermez. Yine de Atletizm, tarihten gelerek taşıdığı ve değerlendirme ölçütü oluşturan ağırlıklı özellikleri dolayısıyla eğitim alanında önemli yerini koruyabilmiştir.

Ancak çocuk Atletizminin bir süredir gerek Eğitim alanında gerekse Federasyonlar açısından sıkıntılı bir dönem yaşamakta olduğu da bir gerçektir.

Atletizm, tarih içindeki yolculuğu süresince Olimpik sporların  hep 1 No. su  olarak kalmıştır.  Bu durumu ve taşımaya devam ettiği Olimpik düşünceyle uyuşma halindeki  değerleri  Dünya Ülkelerinin çoğunda toplumun  Atletizme, yetiştirme ve eğitim misyonunun yüklemesine sebep olmaktadır.  Ülke kurumları , ör. Ordu, Güvenlik örgütleri, sağlık hizmetleri birimleri ve daha birçoğu onu özellikle, personellerinin gücünü  ve etkinliğini artırmak amacıyla. şu veya bu biçimde kullanmaktadır.

Taşıyıcısı  olduğu böylesine bir değerler mirasıyla, Atletizm doğal olarak öncelikle okullarda, sonra da toplum kuruluşları içinde gençliği yetiştirme aracı olarak kullanılmıştır (ki sözkonusu değerler esasen 1970 lere kadar toplum değerleriyle  de uyuşma  hali  içindeydi). Değerlerin taşıyıcısı araçlar ancak bu değerleri barındıran  toplumla aynı istikamette geliştikleri takdirde onları kuşaktan kuşağa aktarma yeteneğine sahip olurlar.

80’li, 90’lı ve 2000’li  yıllar, eğilimlerin ters yüz olduğu yıllardır. Bugün 2000’de doğmuş, dünyaya  geldiğinden beri, Televizyonun, internetin ,   video oyunlarının ve çok  yüksek  dozda  reklamın  şartladığı, modaların etkisine ileri derecede duyarlı, teknolojilere doyumsuz, aile içindeki aşırı korumacılık yüzünden mukavemetsiz dönemini uzun süre aşamayan bir nesille karşı karşıya bulunmaktayız. Dahası, çocuklarda bu son 20 yıl içinde fiziksel özellikler alanında olsun , motorsal özellikler alanında olsun,  gözlenen genel güç kaybı, yapılan tüm araştırmalarda vurgulanmaktadır.

Genel Sağlık ve zindelik yönünden olduğu kadar, sosyal açıdan  da önemli sakıncalar yaratacak olan Çocukların fiziksel potansiyelindeki bu önemli erime, küçük yaştakilerin gündelik hayatlarındaki bedensel hareketin olması gerekenden aşırı ölçüde azalmasından kaynaklanmakta.    Ayrı ayrı birçok ülkede incelemelerde bulunmuş araştırmacılar, özellikle 10-13 yaş dilimindeki çocukların bir haftada, hareketlilik içinde geçirdikleri toplam sürede görülen bariz azalmanın bu çocukları mukavemet, kuvvet ve sürat kabiliyeti açısından asgarî seviyenin çok altında bir çizgiye getirdiği hususunda birleşmekteler.

Bu sebeple, çocuklar açısından bugünki başlıca  kaygı, yaratılması tasarlanan  hareketliliğini “ne kadar” olması gerekeceği kaygısıdır, Atletizm ortamındaki  beraberlik süresince, çocukların günlük hayatlarındaki  bedensel  hareketsizliği telafi edecek ve boşluğu dolduracak yoğunlukta bir  hareket ortamını var etmek kaygısıdır.

Çocuklardaki güç kaybı ile birlikte, içselleştirdikleri manevî ve fikrî  değer normları bir yandan  , küçüklerin belirgin biçimde, giderek daha  erken yaşa çekilen zamansız uygulamalar  içine itilmeleriyle klasik tekniklerin karmaşıklığı diğer yandan, günümüzün geleneksel Atletizmi artık çocuklarımızın ezici çoğunluğu için ulaşılamaz bir alan haline getirmektedir.

Geleneği özümsemiş olmak, öncelikle o geleneğin dilinde  anlaşılır biçimde kendini   ifade  etme kabiliyetine sahip olmak demektir. Yani sözkonusu sporu anlamlı biçimde yapabilmek demektir. Bizler, Sporumuzun dilinde yaygın bir öğretim yapabilmek bakımından spor uygulaması  kavramında tarihi bir gelişmeye tanıklık etmekteyiz. ‘Çocuklar için Atletizm’ i günümüz çocuklarının imkânları, ihtiyaçları ve istekleri  yönünde bir daha derinlemesine düşünmek ve Atletizm kavramına 1960 lı yıllarınkinden farklı bir anlayışla yaklaşmamız  artık kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Bunun için  geçmişteki uygulamaların seyri ile bundan sonra benimsenmesi gereken yöntemin esaslarını gözden geçirmekte yarar vardır :

1960’tan beri uygulama   :  2 aşama’lı sistem

  1. Spor Tekniklerini öğrenmeye başlama . ( çocuğun edinilmiş fiziksel ve motorsal donanımının yeterliliği  sayesinde mümkün olur)
  2. Geliştirme ve antrenman  (Okullarda sistemli olarak yapıldığı görülmemekte)

 

Seçkinci ve elitist ortamlar çok fazla sayıda çocuk ve genç  açısından  cesaret kırıcı olmuştur .  Halbuki  bunlar aslında, fiziksel ve moral açıdan Atletizm faaliyetlerinden  de en çok yararlanmaya muhtac olanlardır.

Kaldı ki üstelik  11-14 yaş arasındakiler içinde en parlak olanlar genelde erken gelişmiş olanlarıdır.  Bunlar teknik olmayan  (sprint, uzun atlama , gülle atma) ve fizik niteliklerin öne çıktığı branşları tercih ederler.  Kendilerine ümit bağlanarak şampiyonlar gibi çalıştırılan bu gençler 15 yaşına geldiklerinde büyük    ölçüde harcanmış olur ve yaşıtlarıyla aralarındaki gelişmişlik farkı kalkıp  avantajlarının yok olmasıyla  artık galibi olamadıkları sahaları kırgınlık içinde terk ederler.  Arka sıralara ittikleri ve gelişmeleriyle fizyolojik yaşları uyumlu olan, hakikaten gelişme potansiyeline  sahip çocuklar ise , erken gelişmiş akranları tarafından ezilmiş olmanın hüsranı ile zaten çoktan uzaklaşmışlardır.

2004’ten itibaren uygulama  :  3 aşama’lı sistem

  1. Bedensel sosyal faaliyetler  yoluyla çocuğu harekete yönlendirmek suretiyle onun fiziksel ve motor potansiyelinin güncelleştirilmesi
  2. Spor tekniklerini öğrenme  süreci   (çocuğun sosyal /toplumsal yoldan kazanılmış fiziksel ve motorsal donanımının yeterliliği sayesinde  mümkün olur)
  3. Geliştirme ve antrenman      (Okulda veya Okul-dışında)

Aşağıda bazı araştırmacıların görüşlerini yansıttık.

Gelişim

Spor eğitimine çok erken dönemlerde başlanabilir. 10 yaşından çok  daha öncelerden bile, çocuklar şaşırtıcı bir uyum kabiliyetine sahiptirler. Tek yapılması gereken, teknik yönleri en basite indirgeyerek sporun temel öğelerini, kendilerine oyun şeklinde sunmaktır.   Genel motorsallığın uyanışına odaklı, hayatiyeti olan pedagojik usûllerle birlikte takım ruhunu kullanmak suretiyle, en yeteneklilerinin de arkadaşlarına nazaran fiziksel üstünlüklerini ancak hissettirmeyecek biçimde ortaya koyan yöntemler sayesinde bu çok küçük çocukların da Atletizme ilgisini çekmek mümkündür.

Robert Bobin   Herkes için Atletizm   1970

Gençler Atletizmi Topluluk ruhuna dayalı bir olgudur ; öncelikler branş çokluğuna verilmelidir. Bu Branşlarla ilgili norm’lar da, çok basit, çocuğa uyarlanmış ve anında sonuç verebilecek olmalı. Uygulama politikası teknikten çok “animasyon” a  yani  hayatiyete  , canlılığa  dayalı olmalı. Bura da önemli olan organize etmek, yol göstermek, kuralları koymak, cesaretlendirmek, canlılık getirmek. Her halükârda kişinin kendisiyle ve gençlerle yapılmış manevi bir mukavelesidir.  Küçüklerin Yaş  kategorilerine  değil de, kavrama, özümseme, duyuş ve uygulayış seviyelerine uygun tekniklerin öne sürülmesine izin veren bir zihniyettir.

Bu seviyeler, pedagojik gelişmeler yoluyla   yarışma kuralları alanında  , bir tekniğin özümseniş aşamalarını göz önünde bulunduran eğitsel bir görev yapmaktadır.

J. Dudal ,  Gençler Atletizmi hakkındaki anlayışım,  1978

 

Topluluk formatı içinde Kitle’ye hitap eden bir Atletizm tarzıdır. Doğal dürtü sonucu Basit uzuv hareketleri, çocuklara uyarlanmış kurallar, yarışmalar ve değerlendirmeler, sıralama biçimleri getirmek  suretiyle, branş faaliyeti biter  bitmez sonuçların, bilhassa  takım sonucunun hemen bildirilmesi  bu tarzın belirgin özelliğidir.

j. Dudal,  Gençler Atletizmi hakkındaki anlayışım,  1978

Genç kategorilerin Atletizmi

Genç kategoriler için Atletizm, düzenleme ve ağırlama gayretine dayanmalı.  Bu programın her atlet için, hangi seviyelerde uygulama yaparsa yapsın, yetişkinlikte zirvesine ulaşacağı bir karyer’e açılan yolun ancak ilk aşamasını oluşturduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekmekte.  Yaptığı, hiçbir zaman bilançolar, sonuçlar, ünvanlar Atletizmi olmamalı. 11 yaş, 13 yaş hatta 15 yaşlarında erişilmiş ünvanlar, eğer  bir karyer’in sonunu getiriyorsa, hiçbir değer taşımaz. Genç atletlerimizi, 12 yaşında iken  yetişkin Atletizmi yaptırıp, yıldırmayalım

J. Poczobut  AEFA Dergisi ,   1982

“Küçükler için Atletizm basit, dolayısıyla erişilir olmalı, toplu halde yapılmalı, sonuçları hemen alınmalı.  Eğlence yönü teknik yönünden ağır basmalı“ ençler uygulamalarıyla ilgili bu tür görüşler, ve öneriler daima güncel olmuştur. Çoğu zaman deneyime dayalı olarak  inşa edilmiş olmakla beraber, bilgelik ve konuya  derin hakimiyet zemininde kanaatlerin ürünü olmuşlardır. Ne var ki  bugün artık bunlara araştırma , inceleme ve analizler, bilimsel  destek ve doğrulama getirmiştir. Böyle olunca sözkonusu  görüş ve kanaatlerin hayata   geçirilmesi, yeni başlayan atletlerin yaşlarının giderek küçülmesi ve XXI nci yüzyılın başında toplumların içinde bulunduğu gelişmeler karşısında bir zorunluluk haline gelmiştir.

ATLETİZMİN 20-30 yıl sonra  yalnızca bir gösteri sporu olma hüviyetine bürünmesini istemiyorsak, bunlar dikkate alınması gereken uyarılardı.

Aletizm, değişik bir üslûp kullanarak hayatiyetini elbette ki sürdürecek ve yapısındaki  sağlık, saygı, emek boyutlarıyla eğitim misyonuna sadık kalmak kaydıyla, işlevini sürdürmeye devam edecektir.

Bu yaklaşım tüm uygulamalarımıza rehberlik edecektir.

Sitemiz bugün (35) kez, toplamda (108989) kez ziyaret edilmiştir.
Naili Moran Atletizm Eğitimi Vakfı - Tüm Hakları Saklıdır.

Bu sitenin tüm hakları Naili Moran Atletizm Eğitimi Vakfı'na aittir. Sitedeki video ve fotoğrafların izin alınmadan
kopyalanması ve kullanılması,5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur